Özür Bir Kayıp Gibi Hissettiriyor

Beyin, özrü bir tehdit olarak işleyebilir. Hata kabul etmek, öz-imgeyi zedeliyor. "Ben yanılabilirim" demek, "ben her zaman güvenilir ve doğru biri değilim" demekle aynı kapıya çıkıyor. Ve bu, birçok insan için dayanılmaz bir his.

Psikologlara göre özür dilemekte en çok zorlananlar genellikle öz-değerini dışsal onaya bağlamış kişiler. Yanılmak onlar için sadece bir hata değil, kim olduklarına dair bir yargı. Bu yüzden savunmaya geçiyorlar, bahaneler üretiyorlar ya da hiç konuyu açmıyorlar.

Sahte Özürler

Gerçek bir özürün olmadığı pek çok ifade var. "Üzüldüysen özür dilerim" — bu bir özür değil, koşullu bir pişmanlık ifadesi. "Ama sen de..." — özrün ortasında karşı saldırı. "Artık geçti, neden hâlâ konuşuyoruz?" — özrü tamamen es geçmek.

Araştırmacı Harriet Lerner'a göre gerçek bir özür şunları içeriyor: ne yaptığınızı açıkça söylemek, karşıdakinin hissini geçerli kılmak, tekrar etmeyeceğinizi göstermek. Açıklamak özür değil. Kabul etmek özürdür.

"Özür dilemek zayıflık değil. Özür dileyememek zayıflık."

Özrü Geciktirmek Ne Yapar?

Her geçen gün özrü daha ağır hale getiriyor. Hem söyleyen hem de bekleyen için. Bekleyen taraf için kırgınlık büyüyor, ilişki zedeleniyor, bazen onarılamaz hale geliyor. Söylemek zorunda olan taraf için ise her erteleme, özrü biraz daha imkânsız hissettiriyor. Ego büyüdükçe özür küçülüyor.

İlginç bir bulgu: özür dileyen insanlar sonrasında kendilerini daha güçlü hissettiklerini bildiriyor. Çünkü savunmayı bırakmak, gerçekten güvenli hissetmeyi gerektiriyor. Ve bu güvenlik duygusu özgürleştirici.

Peki Ne Yapmalı?

Özür dilemeden önce kendinize şunu sorun: "Karşımdakinin hissi mi önemli, yoksa haklı görünmek mi?" Cevabınız ikinciyse, hazır değilsiniz henüz. Ama bu soruyu sormak başlı başına bir adım. Çünkü özür çoğu zaman doğru zamanda değil, hazır olduğunuzda gelir.