1878: Tolstoy'un Krizi
Lev Tolstoy 50 yaşına geldiğinde ulaşılması güç bir başarı zirvesindeydi. Savaş ve Barış 1869'da bitmişti — dünya edebiyatının en büyük romanlarından biri olarak kabul ediliyordu. Anna Karenina 1877'de tamamlanmıştı. İki büyük eser, on yıllık aralıkla. Tolstoy zengindi, sevilirdi, mutlu olmalıydı.
Ama bir kriz geçirdi. Sonradan "İtiraflarım" adlı kitabında bunu detaylı anlattı. Kendisine sürekli aynı soruyu soruyordu: "Bütün bunların anlamı ne?" Para vardı. Şöhret vardı. Aile vardı. Ama bunların hiçbiri ona neden yaşadığını söylemiyordu. Anlam krizi onu intihara kadar sürükledi — kendi ifadesiyle, ipi sakladı, çünkü her gece kendini asabileceğinden korkuyordu.
Edebiyatı Bıraktı
Tolstoy bu krizden çıkışı ahlaki ve dini bir dönüşümde buldu. Erken Hristiyanlığın saf hâline döndü. Şiddete karşı çıkış, yoksulluğa dönüş, bireysel sorumluluk, nefsani yaşamın reddi. Bu yeni inanca göre yazdığı romanlar — Anna Karenina dahil — boş, kötü, zararlı şeylerdi. Aristokrasinin eğlencesini sağlayan bir edebiyat.
Sonraki 12 yıl boyunca Tolstoy roman yazmadı. Onun yerine ahlaki denemeler, dini incelemeler, halk masalları yazdı. Anarşist düşüncelere yaklaştı. Devlet otoritesini reddetti. Ortodoks Kilisesi tarafından aforoz edildi. Eşi Sofia bu dönüşüme şiddetle karşı çıktı — özellikle aile servetini bağışlama kararına. Evlilikleri bu dönemde derin bir çatışmaya girdi.
"Yaşamın anlamı nedir? Bu soru bir saplantı haline geldiğinde, eski cevaplar — başarı, sevgi, sanat — birden boş gelmeye başlıyor."
Geri Dönüş: Iván Iliç'in Ölümü
1886'da Tolstoy kısa bir roman yazdı: "Iván Iliç'in Ölümü". Bu eser onun ahlaki dönüşümü ile edebi sanatının bir sentezi gibiydi. Konusu sade: orta yaşlı bir Rus yargıç, ölümcül bir hastalığa yakalanıyor ve ölüm yatağında hayatının anlamını sorgular.
Bu kısa roman edebiyat dünyasını sarstı. Tolstoy, edebiyatı reddetmiş olmasına rağmen, edebiyatın gücünü inkar edemediğini fark etmişti. Felsefi denemeler okurları bilgilendiriyordu — ama edebiyat onları dönüştürüyordu. Bir hikaye, bin sayfalık bir tezden daha derin bir etki yaratabiliyordu.
Sonraki Dönem
Iván Iliç'in ardından Tolstoy edebiyata kısmen geri döndü. "Kreutzer Sonatı", "Hadji Murat", "Diriliş" — bu eserler kariyerinin son dönemine damgasını vurdu. Önceki büyük romanlarından farklıydılar: daha kısa, daha doğrudan, ahlaki mesajları daha açıktı. Ama edebiyatın gücünü kullanıyorlardı.
Bu dönüşüm Tolstoy için kolay olmadı. Yeniden yazmaya başladığında bir tür çelişki yaşadı: edebiyatın boş olduğunu düşünmüş, sonra edebiyatın değerli olduğunu kabul etmek zorunda kalmıştı. Bunu hayatının sonuna kadar uzlaştırmaya çalıştı. İnandığı bir şeyi sürdürmek bazen, başlangıçta reddettiğin şeyle barışmayı gerektiriyor.
Tolstoy 82 yaşında öldü. Hayatının son haftalarında karısı Sofia ile çatışması doruğa ulaştı. Bir gece evinden gizlice ayrıldı, kimsenin tanımayacağı bir tren istasyonunda hastalandı, oradaki istasyon şefinin evinde öldü. Cenazesine binlerce köylü katıldı. Aristokrat olarak doğmuş, ama hayatını yoksullara, halka adamış bir adam olarak ayrıldı dünyadan.
Sanat ve Anlam
Tolstoy'un hikayesi büyük bir soruyu gün ışığına çıkarıyor: bir şeyi çok iyi yapmak, onun anlamlı olduğu anlamına gelmiyor. Tolstoy edebiyatın en yüksek seviyesindeydi. Ama bu seviye onu mutlu etmedi — aksine, başarının kendisi anlamsızlık hissini büyüttü. Çünkü zirveye ulaşmak, "bunun ötesinde ne var?" sorusunu gündeme getiriyor.
Ve cevap çoğu zaman: başarının kendisi cevap değil, soruyu netleştiren şey. Anlam başkalarıyla ilişkide, hizmette, kendinden büyük bir şeyle bağlanmakta. Tolstoy bu cevabı kendi yolundan buldu — herkesin kendi yolu olmalı. Ama soru evrensel.
Kaynaklar